Excerpt for Türk Kültürü by , available in its entirety at Smashwords













Türk

Kültürü















İbrahim SARI

Türk Kültürü

Copyright © 2017, (İbrahim SARI)

Tüm hakları yazarına aittir. Yazarın izni alınmadan kısmen veya tamamen çoğaltılması veya farklı biçimlere çevrilmesi yasaktır.

BİRİNCİ BASKI: 2017

Yayınevi Adresi:

NoktaE-Book Publishing

Aşağı Pazarcı Mah.1063 Sokak.No:7

Antalya / TÜRKİYE

Iletişim: noktaekitap@gmail.com

Web:http://www.noktaekitap.net

Bu kitabın tüm hakları ve sorumluluğu İbrahim SARI’ya aittir..

Kapak: NOKTA E-KİTAP

Yayınlayan: NET MEDYA YAYINCILIK

Nokta E-Book International Publishing









TÜRK KÜLTÜRÜ

TÜRK KÜLTÜRÜ’NÜN TARİHİ VE TANIMI

Türk Kültürü denildiği zaman akıllara ilk gelen terim FOLKLOR’dur.

FOLKLOR: Folklor aslında en eski olan fakat en geç ortaya çıkarılan bilimdir.

Folk-Halk, Lore-Bilim kelimelerinden oluşan “Folklor” İngilizce bir terimdir. Eski Türkçe’de Budun Bilimi, Halkiyat, Halk Bilgisi (Bilimi) olarak ta adlandırılmaktadır.

1846 yılında ilk kez İngiliz bilginlerinden William John Thomps tarafından “Athenium” dergisinde Halk Bilimi olarak yayınlanmıştır. 1920 yılında ise ilk Türk araştırmacı Rıza TEVFİK tarafından kullanılmıştır.Geleneksel yapı içerisinde varlığını sürdüren insan topluluğuna “HALK” denir.

Halk Bilimi (Folklor) : Halkın maddi ve manevi kültürünü kendine özgü yöntemlerle araştıran, sınıflandıran, derleyen, çözümleyen ve halk kültürü üzerinde değerlendirme yaparak gelecek nesillere aktaran bilim dalıdır.Halkiyat karşılığı vererek bilimi ilk olarak Ziya Gökalp ile Fuad Köprülü 1913’te dile getirdiler. Halkbilimi veya yaygın kullanımıyla folklorun ilk Türk kaynakları Orhun Abideleri’dir.

Bilimsel döneme kadar çeşitli kaynaklarda atasözleri, efsaneler, hikayeler, masallar, türküler, seyahatnameler bulunmaktadır.

20. yüzyıl başında folklor araştırmaları Ziya Gökalp, Fuad Köprülü, Rıza Tevfik, Satı Bey ilk yazıları yazdılar. 1925’de Maarif Vekaleti’nin derlemeleri Yurdumuz Nağmeleri adıyla yayımlandı.

Halk Bilimi’nin öğesi insan, inceleme alanı kültürdür.

Folklor halk kültürünü araştırıp değerlendir- mekle toplumun sosyo-ekonomik özelliğini ortaya koymakta, milletin kültür birliğini sağlamakta, mahalli kültürü önce milli kültür daha sonra evrensel kültür haline getirerek insanlığın ortak kültürüne katkıda bulunmaktadır.

Türk Halk Bilimi : Aynı yerden gelen, aynı geleneğe bağlı ailelerin sahip oldukları gruptur.

Etnoğrafya : Halk kültürünün malzemelerini tespit eder.

Etnoloji : İnsanı konu alan bilimlerdendir. İlkel niteliklerde insanlık uygarlığının doğuşu ve sorunu ile ilgilenir. Yargı ve kural çıkarır.

Arkeoloji: Eski uygarlıkların anıtlara ve eşyalara, kalıntılara dayanarak incelenmesidir.

Tarih : Bir olayın gün, ay, yılını belirtmesidir.

Antropoloji : İnsan Bilimidir.

Bir kültürel ürünün Folklor malzemesi sayılabilmesi için gerekli olan unsurlar :

- Halka ait olması gerekir,

- Anonim olması gerekir,

-Sözlü geleneğe bağlı,yazılı kaynağın tekrarının olmaması, nesilden nesile geçerek yayılmış olması,

- Belli bir coğrafya üzerinde yaygın olması,

- Belli bir tarih derinliğine sahip olması,

-Bilinçsiz bir süreçte oluşması ve yerellik özelliği olması gerekir.

Folklor malzemeleri üç yönde incelenir.

- Bilgi haline gelmiş olanlar; Atasözü, destan, halk lergleri

- Yaşanan folklorik malzeme olanlar; Doğum, düğün, ölüm

- Sanat haline gelmiş olanlar; Halk Oyunları, türküler, el sanatları

Folklor bir davranış kalıbıdır. Bu kalıpların içerisine Halk İnançları, Halk Oyunları, Halk Müziği, Halk Edebiyatı, Mimarisi, El Sanatları Türk Mutfağı ve Türk (Ata) Sporları girmektedir.

Türk folkloru; Halk inanışları, Halk giyimi, Halk oyunları, Seyirlik oyunlar, Doğum, düğün, ölüm, adetler, Dinsel gelenekler, Halk müziği, Halk deyişleri, atasözleri, Halk edebiyatı, Halk sporları, Yemek ve mutfak sanatı, El sanatları, Zanaatlar, Batıl inanışlar, Çocuk oyunları, Ev mimarisi, Halk mimarisi gibi çeşitli dallara ayrılabilir.

Folklor, halkın maddi ve manevi kültürüne ait her şeyi inceler. Türkiye’de folklor araştırmalarında halk edebiyatı, etnoloji ve Türkiyat ile halk kültürünün belli başlıkları ortaya çıkarılmıştır.

Gelenekler ve töreler doğum, düğün, ölüm kültürleriyle yaygın bir folklor ağıdır.

Türk halkı, Türkiye topraklarındaki sayısız evliya, yatır ziyareti yapar, halk inanışları modern tıpla birlikte hurafecilikten bilime doğru geçerek, köylerde töreler devam etmektedir. Çocuk için dişbuğdayıyapılır, kırkını kutlama, sünnet törenleri düzenlenir.

Ergenlikten sonra kız seçme, kız isteme, başını bağlama, nişan ve azalmakta olan beşik kertme, berdel, başlık parası ve kız kaçırma bu çağda görülmektedir. Pek çok yörede görücülük, çeyiz hazırlama, kına gecesi gelenekleri sürmektedir. Asker ve hacı uğurlama törenleri büyük şehirlerde bile yaygındır. Ölüm törelerinde sala geleneğiyle, camilerden duyuru yapılır, ağıt, kan davası, namus cinayetleri bazı yörelerde hala geçerlidir. Ölünün kırkıncı gününde mevlit töreni yapılır. Bütün milletçe katılanan törenler, dini bayramlar, milli bayramlar, kandiller, kurtuluş günleri, baharı karşılama bayramları (mesir, nevruz, hıdrellez).

Türkiye folklorunda oyunlar saklambaçtan cirite, üçtaştan yağlı güreşe uzanır. Türk el sanatları ve zanaatlar dokumacılık, yazmacılık, bakırcılık Anadolu’da hala işlemektedir. Türk halk dansları vetürküleri hem klasik hem modern tarzda öğretilmektedir. Yabancı turistlerin de en çok ilgisini çeken mehter takımı büyük coşkuyla süregelmektedir. Günlük hayatta türkü ve ilahiler popülerdir. Halk bilgisinde güçlü çeşitli boş inançlar ve falcılar, üfürükçüler, düşyorumcuları, cinciler hala sık sık gazetelere çıkarlar. Aydınlar arasında bile yola gidenlerin arkasından su dökme adeti vardır. Kutlamalarda el sıkışılır, iki yanaktan öpülür. Halkın çoğu uğura, nazara, muskaya inanır.

Nazarlık, kahve falı çok yaygındır. Halk giysileri içinde her yörenin kendi kıyafetleri bulunur. Yine her yörenin kendine özgü yemek kültürü, aşık geleneği vardır. Halk oyunları içinde meddah, karagöz ve ortaoyunu geleneği artık eskisi gibi yaşamamaktadır. Anadolu mizahının piri bütün dünyaca tanınan Nasreddin Hoca eskisi gibi anılmakta, Halk dansları bar, halay, hora, horon, karşılama, kaşık oyunları, zeybek, çiftetelli adlarıyla sınıflanır ve bağlama milli sazdır.

Folklor’un dallarından birisi olan Halk İnançları kendi alanı içerisinde 5(Beş)’e ayrılır.



















HALK İNANÇLARI

Halk İnançları (Sosyal Normlar): Halkın yaşantısı içerisindeki davranış kalıbıdır. Hem sosyolojinin hem de halk biliminin çekirdeğini oluşturan kavramlardır.

1.Örfler: Toplumun katı beklentileri olarak nitelendirilen bir takım örnek tutum ve davranışlarıdır. Bireyin topluma uymasını sağlar.

2.Adetler : Yaptırım gücü Örf’e bakarak daha esnek ve gevşektir. Toplumun Gelenek aracılığıyla belirlediği kalıptır. Karşılama, uğurlama, yemek adabı, başsağlığı gibi…

3.Gelenekler : Bir kuşaktan ötekine geçerken bilgi, tasarım, inanç, yaşantı biçimi, maddi olmayan kültürün aktarılmasıdır.

Genel olarak; folklorik, sosyolojik veya dini boyutlarıyla bir sürekliliği ifade eder. Kültür kalıntıları, miraslar, alışkanlıklar gibi…

4.Görenekler: Bir hareketin gerçekleştiği, gerekli ve uygun görülen davranıştır.

Süreklilik kazandığı gibi bir süre sonra da ortadan kalkabilir. Sıraya girme, otobüse ön kapıdan binip arka kapıdan inme gibi…

5.Töreler: Örf, Adet, Gelenek ve Göreneklerin tümünü içine alan Töre Ture sözcüğünden gelmektedir. Diğer inançlara göre daha katı kurallar içerir. Töreleri zedeleyen yada Törelere aykırı davranışlar çoğu kez bağışlanmaz, Yasaların yargılamasına da zaman bırakmadan bu tür durumlar için belirlenmiş cezalara çarptırılır. Töre cinayeti, kan davası gibi…

Türk Halkına ait geleneklerden biri de Çeyiz’dir.

ÇEYİZ

Türk Kültüründe bir evlenen kızın evliliğe maddi katkılarıdır. Geleneksel olarak "çeyiz" denilen şeyler bir kız daha evlenecek yaşa varmamışken biriktirilmeye başlanır ve evlenene kadar tamamlanır. Bunlar çoğunlukla el emeği ile üretilmiş halılar, dikiş-nakışlar, yastıklar, yorganlar, havlular vs. gibi ev eşyalarıdır.

Günümüzün batılı kültürden etkilenmiş büyük kentlerinde Çeyiz`in el emeği ile üretilmesine eskisi kadar önem verilmez ve Çeyiz olacak eşyaların büyük bir kısmı ya da tümü satın alınmış eşyalardan oluşturulur.



HALK OYUNLARI

HALK OYUNU : Ait olduğu toplumun kültür değerlerini yansıtan olay, sevinci, üzüntüyü gösteren kökeni din ve büyü ile ilgili olan müzikli tek kişili veya gruplar halinde yapılan ölçülü müzikli hareketlidir.

Halk Oyunları : Göze ve kulağa hoş gelecek tarzda düzenlenmiş ölçülü ve dengeli hareket yoluyla, estetik bir etki ve heyecan yaratan çoğu ses birimlerinden oluşan anonim halk müziğiyle desteklenmiş, hareket (Devinim) ve müzik bütünleşmesidir.

TÜRK HALK OYUNLARI; Türk Folklorunun önemli bileşenlerinden biridir. Köy ve kasabalarda oynanan yöresel oyunları ve yöresel kostümleri inceleyen bir bilim dalıdır.

Ayrıca Türkiye`ye özgü ve yeni gelişmekte olan bir sanat dalıdır.Türk Folklorunun temelini halk oyunları oluşturmaktadır.

Bu yüzden de Folklor, Halk oyunları anlamında kullanılmaktadır. Fakat bu yanlış bir tanımlamadır. Folklor bütün halk kültürünü (yemek, efsane,türkü vb.) kapsayan bir terimdir. Halkoyunları ise sadece yöresel dans ve giyimi kapsayan bir bölümüdür.

Türk Halk Oyunları çeşitlilik ve kapsam bakımından dünyada en dikkat çeken folklorik olgulardan birisidir. Türk Halk Oyunları derlemeleri hala bitirilememiştir. Fakat çalışmalar devam etmektedir. Her köyün kendine has oyunları olması ve ekonomik şartlar bunu güçleştirmektedir. Türkiye, halk oyunları açısından bir laboratuar gibidir.

Türkiye, köylerde tespit edilen 4000`in üzerinde oyun ile dünya üzerindeki en zengin oyun karakterine sahip ülke olarak tanımlanmaktadır. Çünkü bir kültür ve medeniyetler beşiği olan Türkiye`de, hemen hemen her yöresinde ayrı oyunlar, ayrı giysiler ve ayrı müziklere rastlanmaktadır. Bu da yurdun bu alandaki zenginliğinin bir göstergesidir. Halk oyunları; diğer sanat dallarından farklı olarak, ait olduğu toplumun orijinal karakterlerini taşıyan, fertlerin müşterek duygu düşünce ve davranışlarını sergileyen, başkasına göre yalnızca güzel, ama kendi içinde ilgilenen kişinin dünyasını aydınlatma özelliğine sahip bir kültürel kimliktir.

Halk Oyunları içinde barındırdığı melodi, ritim ve hareket yapısı ile bireyin bedensel ve ruhsal gelişiminde önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.

Birlikte oynamanın avantajı ile kişiye kaynaşmayı, beraber hareket etmeyi, paylaşmayı ve kendini ifade etmeyi öğreten Halk Oyunlarının bu özelliklerinden yola çıkarak, uygulanacak etkinliklerle ülkemiz insanının bireysel gelişiminin yanı sıra toplumsal gelişiminin de sağlanmasına katkıda bulunmaktır.

Türk Halk Oyunları’nın sınıflandırılması Halay, Bar, Oyun’dur.

Halay: Birlik, beraberlik, yardımlaşma ve kaynaşma gibi sözcükleri ifade eder.

Bar : Dizi halinde en az beş kişi oynar. Bar’ın başını çekene ‘Barbaşı’ sondakine ise ‘Pöçük’ denir.

Oyun: İnsanda içgüdüsel, Törelere bağlı olan toplumların kültür yapısına göre şekillenen, toplumlar arası farklılık gösteren yer ve zaman bakımından günlük hayattan farklı, isteğe bağlı hareketlerdir. Ayrıca düzgün birbirini tamamlayan ritmik hareketlerin bir oluşum bütünlüğü diye de tanımlanabilir.

Dans: Almanya, İngilizce, Fransızca tanımı Dance’dir. Oyun ve raks anlamındadır. Batı müziği eşliğinde yapılan oyundur. İçeriği büyü ve tapınma ile ilgili duygu ve coşkuların müzikli ve müziksiz anlatımıdır.

Halk Oyunları’nın Ortaya Çıkış Nedenleri (Oluşum Süreçleri) :

- Doğal olayların etkisiyle oluşan oyunlar : Ölüm, fırtına, çağlayan gibi günlük hayatta yaşanan olayların müzik eşliğinde canlandırılması.

- Taklit yoluyla oluşan oyunlar : Bir yaratık yada eşyanın taklidi veya olaylarının müzik eşliğinde canlandırılması.

-Savaş oyunları: Savaşa hazırlık dönemlerin- den, talimlerden ve savaşlardan esinlenerek müzik eşliğinde canlandırılması.

-Aşk oyunları: İki kişinin birbirine olan sevgisi, bağlılığı ve aşkının müzik eşliğinde canlandırılması.

-Dini oyunlar: Semah ve Mevlevi Sema şeklindedir. Şamanizm’le ortaya çıkar.

-Hasat ve üretimle ilgili oyunlar:Hasat sonralarında ve ürünün bol olduğu dönemlerde düzenlenen eğlenceler sonucunda ortaya çıkan dans türleridir.

-Meslek oyunları: Herhangi bir mesleğin hareketlerinden esinlenerek ortaya çıkan dans türleridir.

Halk Oyunları’nın belirli bir kıyafeti yoktur. Fakat kıyafetler yörelerine göre farklılıklar gösterir. Bu kıyafetler yerleşik hayata geçiş, farklı kültürlerden alıntı, ihtişamlı (Gösteriş) olarak da farklılığını yansıtır. Mesela değişik işlemelerde olan Bindallılar Saray Kıyafeti denilmesine rağmen Anadolu’da yaygın olarak kullanılır.

Bir yöre kıyafeti oluşturulurken;

- Rahat nitelikte olmalı,

-Anlatılmak istenen konuyu tamamen yansıtmalı,

- O yörede köklü bir geçmişe sahip, yaygın olmalı,

- Renk uyumu olmalı,

- Birbirini tamamlayıcı parçalardan oluşmalı.

Günümüzde halk oyunlarımızın düzenlenerek sunuma, gösterime hazırlanabilmesi için gerekli olan bir unsur da sahne düzenlemeleridir.

SAHNE TERİMLERİ:

Notasyon: İnsan vücudunun yapabildiği hareketleri notaya çevirmedir.

Koreografi : Sahne tekniklerine göre dans yaratma sanatıdır.

Koreograf : Dansı yaratan kişidir.

Koreoloji : Dans yazım sanatıdır.

Koreolojist : Dansı yazan sanatçıdır.

HALK MÜZİĞİ

HALK MÜZİĞİ : Folklorik hareketler taşıyan ve kaideler içinde oluşan halk sanatıyla bireysel sanat arasındaki farkların açıklanmış şeklidir.

Türk Halk Müziğinde olması gereken unsurlar :

- Sahibinin bilinmemesi ve kişisel yapım olmaması

- Halkın ortak malı olması ve gelenek haline gelmesi

- Yöresel din ve müzik özelliklerini bünyesinde taşıması

- Zaman içinde derin ve mekan içinde yaygın geçmişin olması

- Halk tarafından benimsenip, onun ifadesine bürünmesi gerekir.

Türk Halk Müziği, yeryüzündeki tüm doğal ve sosyal konuları içine almıştır. Sevda türküleri, oyun havaları, kahramanlık türküleri, koçaklamalar, destanlar, ağıtlar, övgüler, ilahiler, nefesler, semahlar ve anonim olanlar gibi konuları içine alır. Uzun havalar ve kırık havalar olmak üzere ikiye ayrılır.

Müzikte Ağız: Yöre farkından kaynaklanan söyleyiş farklılığıdır. Ağızlar ya çıktıkları yörenin adını yada türkü yakasının adını alırlar.

Müzikte Tavır: Yöreden yöreye farklılık gösteren çalış değişikliğidir.

Halk Müziği sazları Tezeneli, Yaylı, Nefesli ve Vurmalı olmak üzere dörde ayrılır.

Müziğin temel kuralları; Notalar, Açkılar (Anahtarlar), Susmalar (Esler), Değişimler, Noktalar’dır.

İnsan Sesleri: Çocuk, kadın, erkek, ince, kalın sesler olarak kendi içinde dört grupta toplanır.

1.Soprano (En üst Ses) : İnce kadın ve çocuk sesi,

2. Alto (Üst Ses) : Kalın kadın ve çocuk sesi,

3. Tenor (Tutan Ses) : İnce erkek sesi,

4. Bas (Art Ses) : kalın erkek sesi.

İnsanların konuşma sesleriyle şarkı sesleri farklılıklar gösterir. Ara seslerde Meza-Bayan sesi, Baritor-Erkek sesidir.

HALK EDEBİYATI

FOLKLORİK ALANA GİREN TÜRK HALK EDEBİYATI ÜRÜNLERİ :

Hikayeler; çoğunlukla manzum ve ahenkli bir şekilde anlatılır. Manzumların bir kısmı kafiyeli olmasa da kulağa hoş gelen bir söyleyiş tarzı vardır. Hikayelerin dili oldukça sadedir. 15-16. yüzyılda yazıya geçirildikleri halde arı bir Türkçe’ye sahiptir. Cümleler kısa ve yalındır.

Mani, Koşma, Varsağı, Türkü, Destan, Atasözü, Tekerleme, Halk Öyküleri, Koçaklama, Efsane, Masal olmak üzere kendi içinde 11’e ayrılır.

Mâni : “Manâ”dan gelen Mâni, anonim halk şiirinin en yaygın örneğidir. 7 heceli ve 4 dizeli tek kıtadan oluşur.

Koşma : Halk şiiri türlerinden en çok sevilen ve en çok kullanılanıdır. Yalnız bu şiirler daha çok yaratıcıları belli olan şiirlerdir. 11 heceli kıtalardan oluşur.

Varsağı: Koşma türünün özel bir şeklidir. Varsağılarda yiğitçe bir hava vardır. Bu tür adını Güney Anadolu’daki Varsak Türklerinden almaktadır.

Türkü:“Türk” kelimesinden türemiş olup “Türklere özgü” demektir. Türkü aynı zamanda bir beste şeklidir.

Destan : Kahramanlık yada bir olayı anlatan Koşma gibi 11 heceli halk şiiri biçimidir. Daha çok eski çağların kahramanlık öykülerini, ulusların, tanrıların, yiğitlerin savaşlarını, yaşadıklarını anlatan manzum yapıtlardır.

Atasözü : Uzun deneme ve gözlemlere dayanarak kısa olan ve eğlenmek için halk tarafından çıkarılan bilmeceler ve halkın zeka ürünleridir. Dilden-dile, kuşaktan-kuşağa geçerek uluslara özgü kalmıştır.

Tekerleme: Masalların başında veya söz arasında sözcüklerin benzerliklerinden yararlan- ılarak çıkan yarı anlamlı, yarı anlamsız sözlerdir.

Halk Öyküleri:Öykü; gerçekten olabilecek olayların anlatımıdır. Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin gibi…

Koçaklama: Destan, kahramanlık, kabadayılık, cömertlik, methiye ile ilgili konuları işler.

Efsane: Halk imgesinde doğarak ağızdan ağza dolaşan, konusu genelde olağanüstü nitelikte olan öykü, ün salmış, dillere düşmüş olaylardır.

Masal: Halk hayalinin ürettiği olayların anlatımıdır.

























TÜRK SANATLARI

Türkler İslam dinini kabul ettikten sonra doğal olarak sanat alanında Türk-İslâm sentezi ortaya çıkmış oldu. Tezyîni Sanatlar, Türk Musikisi, Türk Mutfağı, Mimari, Temaşa Sanatları bu sentezin etkisinde kalmıştır.

Tezyîni Sanatları olarak Bezeme, Hat sanatı (Hüsn-i Hat), Tezhib, Yaprak Üzerine Hüsn-i Hat, Minyatür, Tuğra, Ferman, Ebrû, Gravür, Kat`ı, Çini, ve Kalemişini örnek gösterebiliriz.

EL SANATLARI

El sanatları kişinin kendi elleriyle üretimde bulunduğu hobi ve aktivitelere denmektedir. Bu üretim zevk ya da ticari amaçlı olabilir. Bazı el sanatları yüzyıllardan beri geçerli olan geleneklere dayanmaktadır

El Sanatları insanoğlu var olduğundan beri tabiat şartlarına bağlı olarak ortaya çıkmıştır. İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak, giyinmek ve korunmak amacı ile ilk örneklerini vermiştir. Daha sonra gelişerek çevre şartlarına göre değişimler gösteren el sanatları, ortaya çıktığı toplumun duygularını, sanatsal beğenilerini ve kültürel özelliklerini yansıtır hale gelerek "geleneksel" vasfı kazanmıştır.

Bezeme: Herhangi bir yüzeyi süslemek için; üzerine boyalı, boyasız, düz ya da kabartma olarak yapılan güzel biçimlere Bezeme denir. Bu ad, sanat çevrelerince de pek anlaşılmış değildir. Nedeni de, geniş anlamlı süsleme sözcüğünü kullanma alışkanlığı ve Arapça Tezyin, Tezyinat kavramlarının birçok sözcük gibi Türkçeye doğrudan yerleşmesidir. En eski çağlardan beri Türkler tarafından kullanılan, zamanla unutularak Arapça tezyin sözcüğü ile anlatılan bu sanat teriminin Türkçesine bezeme denir.

Geleneksel Türk El (süsleme-bezeme) Sanat- larımız ve Zanaatlarımız: Ebru, Nakış, Tezhip, Boyama, Resim, Çini, Hat, Halı-Kilim Dokuma, Yazmacılık, Bakırcılık gibi…

EBRU: Yoğunlaştırılmış su üzerine toprak ve toz boyalarla resim yapma sanatıdır. Koyulaştırıcı bir madde ile kıvamı arttırılmış suyun üzerine, içine öd katılmış, suda erimeyen boyaların serpilmesi ve su yüzeyinde meydana gelen şekillerin bir kağıda geçirilmesiyle yapılır.

Ebru Türleri: Battal ebru, Gelgit ebru, Şal ebru, Somaki ebru, Taraklı ebru, Bülbül Yuvası, Çiçekli ebru, Hafif ebru, Koltuk ebrusu, Hatip ebrusu, Yazılı ebru, Akkase ebru, Kumlu ebru, Neftli ebru

Ebru Malzemeleri: Kitre, Fırça, Taraf, Bız

Ebru’nun Tarihte Doğuşu: Ebru’nun ortaya çıkışıyla ilgili kesin bir delile rastlanılmamaktadır. Kökeninin 10.yüzyıla kadar uzadığı düşünülmektedir.

Bu sanat kağıdın kullanılmasıyla birlikte gelişmiştir. Çağatay Türkçesi`yle ebre adını alarak Türkistan`da ortaya çıkan bu sanat daha sonrasında da İpekyolu`nu takiben İran`da ebri olarak isimlendirilmiş, bulut ve kaş görünümüne benzer şekiller taşıdığından, Farsça ebri diye geçen isim rahat telaffuzu açısından Türkçede Ebru adını almıştır. Ebru hakkında Türkçe kaleme alınmış bilinen en eski eser, 1615’ten sonra yazılan "Tertib-i Risâle-i Ebrî" adlı yazma kitaptır. Günümüzde bilinen ebru tarzındaki eserler ilk kez Orta Asya - Osmanlı coğrafyasında ortaya çıkmıştır.

Tarihteki Ebru Ustaları: Ethem Efendi,Sacid Okyay, Mehmet Necmeddin Okyay, Mustafa Düzgünman’dır.

NAKIŞ: Canlı cansız veya geometrik birçok figürün süsleme amaçlı olarak değişik eşyaların zeminlerine işlenmesi ile elde edilen bir süsleme şeklidir. Daha çok kumaş türü zeminlere değişik renkteki iplikler ile yapılan süsleme için kullanılır.

Bu tarz işlemeler binlerce yıldan beridir yaygın olarak kullanılmaktadır. Endüstrinin gelişmesi ile beraber nakış işleyen makineler üretilmiş, ve tekstil, ayakkabı, ev tekstili gibi bir çok alanda kullanılmaktadır. Nakış işleme mesleği tüm dünyada başlıbaşına bir endüstri halini almıştır.

Osmanlılar’da resim için “nakış” ya da “tasvir” tabirleri kullanılırken minyatür sanatçıları için de ressam anlamında nakkaş ya da musavvir ismi kullanılmıştır.

Minyatürler daha çok kitapları resimlemek amacıyla faaliyet gösterdiğinden resimlerin ebatları küçük tutulmuştur.

Topkapı Sarayı’nda kurulmuş olan Nakkaşhane’de nakkaşbaşının emrinde çalışan sanatkarlar, kitapların minyatürize edilmesinden, cami ve sarayların boyanıp süslenmesine kadar her türlü süsleme ve bezeme faaliyetlerinde çalışma yapmaktaydılar.

Fatih döneminde saray nakkaşhanesinde beş yüz kadar ustanın çalıştığı kaydedilmektedir.Küçük, birbirinden farklı, üç boyutlu parçaları bir yüzey üzerinde yan yana getirerek resim oluşturma tekniğine ve ortaya çıkan esere mozaik denir.

İslam kültürü ise mozaik desenlerine getirdiği matematiksel zenginlikle ünlüdür. Yer yer cam küpler ve taşlar kullanılmış olsa da, İslami eserlerde, genelde, desen için özellikle üretilmiş, daha sonra, kenarları elde zımparalanarak boşluksuz yan yana oturacak şekle sokulmuş çini plakalar kullanılmıştır.

MİNYATÜR: Çok ince işlenmiş ve küçük boyutlu resimlere ve bu tür resim sanatına verilen addır. Ortaçağda Avrupa`da elyazması kitaplarda baş harfler kırmızı bir renkle boyanarak süslenirdi. Minyatür sözcüğü buradan türemiştir. Bizde ise eskiden resme “nakış” ya da “tasvir” denirdi. Minyatür için daha çok nakış sözcüğü kullanılırdı. Minyatür sanatçısı için de “resim yapan, ressam” anlamına gelen nakkaş ya da musavvir denirdi. Minyatür daha çok kâğıt, fildişi ve benzeri maddeler üzerine yapılırdı.

Minyatür, doğu ve batı dünyasında çok eskiden beri bilinen bir resim tarzıdır. Ama minyatürün bir doğu sanatı olduğunu, batıya doğudan geldiğini ileri sürenler vardır. Doğu ve batı minyatürleri resim sanatı yönünden hemen hemen birbirinin aynı olmakla birlikte renk ve biçimlerde, konularda ayrılıklar görülür. Minyatür, kitapları resimlemek amacıyla yapıldığından boyutları küçük tutulmuştur. Bu ortak bir özelliktir.

Doğu ve Türk minyatürlerinin bazı başka özellikleri de vardır. Bu minyatürlerin çevresi çoğu kez "tezhip“ denen bezemeyle süslenirdi. Minyatürde suluboyaya benzer bir boya kullanılırdı. Yalnız bu boyaların karışımında bir tür yapışkan olan arapzamkı biraz daha fazlaydı.

Çizgileri çizmek ve ince ayrıntıları işlemek için yavru kedilerin tüylerinden yapılan ve "tüykalem“ denen çok ince fırçalar kullanılırdı. Boyama işi için de çeşitli fırçalar vardı. Resim yapılacak kâğıdın üzerine arapzamkı katılmış üstübeç sürülürdü. Renklere saydamlık kazandırmak için de bu yüzeyin üzerine bir kat da altın tozu sürüldüğü olurdu.

TEZHİP (Hâklâr): Geleneksel Türk el sanat- larımızın bir dalı olan tezhip süsleme sanatında kullanılan bir terimdir. Tezhip süsleme sanatının bir tekniğidir. Kelime anlamı; "yalnız altınla yapılan süsleme"dir. Bu süsleme; altınla yada boya ile degrade tarzda sulandırılıp, motiflerin uçlarında renk yoğun bırakılarak yapılan bir tarzdır.

Tezhip kelimesi, Arapça zehep (altın) kökünden türemiş olup, ‘altınlamak’ anlamına gelir. Çoğulu olan “tezyina” “süslemeler” demektir. Tezhip günümüzde daha çok İslam kökenli kitap bezeme sanatlarına verilen addır.

ÇİNİ : Toprağın pişirildikten sonra şekil verilip kap-kacak, tabak, vazo, sürahi vb. eşyalar üretilmesine dayalı bir el sanatıdır.

Türk çini sanatının tarihi ilk Müslüman Türk devletlerinden Karahanlılara kadar dayanmaktadır. Bu da çini sanatının bin yılı aşkın bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir

Çinicilik Selçuklularla birlikte Anadolu’ya girmiştir. Anadolu Selçukluları ile çok yaygın ve çeşitli tipteki mimari yapıtlar üzerinde büyük bir gelişme göstererek varlığını günümüze kadar sürdürmüştür. Her dönemin çini süslemesi daha önceki dönemin teknik üstünlüğünü sürdürmekle birlikte yeni teknik buluş ve renklerde bu sanatı zenginleştirmişti.

Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları çiniyi mimari süslemelerde sıkça kullanmış Anadolu Selçuklu Devleti`nin dağılmasından sonra, çini sanatında Osmanlı Devleti`nin kuruluşuyla yeni bir dönem başlamıştır.

HAT SANATI: Arap harfleri çevresinde oluşmuş güzel yazı sanatıdır. Bu sanat Arap harflerinin 6. yüzyıl ve 10. yüzyıl arasında geçirdiği bir gelişme döneminden sonra ortaya çıkmıştır. Hat, Arapça çizgi demektir.

Türkler, Müslüman olduktan ve Arap alfabesini benimsedikten sonra uzun bir süre hat sanatına herhangi bir katkıda bulunmamışlardır.

Bu dönemdeki biçim ve üslup var olan gelişmiş Türk Hat Sanat`ına benzememektedir. Türkler hat sanatıyla Anadolu`ya geldikten sonra ilgilenmeye başladığı tahmin edilmektedir.

Hat Türleri: Hat sanatının doğduğu dönemde ortaya çıkan altı tür yazı vardır. Bunlara sitte denir. Kufi, Tevki, Sülüs, Reyhani, Nesih, Rika. Bunlardan bir kısmı köşeli bir kısmı yuvarlak hatlardır.

Türkler`in geliştirdiği divani yazı yalnızca Divan-ı Hümayun`da yazılan önemli belgelerde, yazılması ve okunması özel eğitim gerektiren siyakat ise mali kayıtlarda kullanılmıştır. Kolay yazıldığı için günlük yaşamda yaygın olarak kullanılan bir yazı türü olan rik`a da 19. yüzyılda sanat yazısı durumuna gelmiştir.

Hat sanatında yazılar büyüklüklerine göre de farklı adlarla anılırdı. Duvarlara asılan levhalarda, cami, türbe gibi dinsel yapılardaki kuşak ve kubbe yazılarında, her tür yazıtta kullanılan ve uzaktan okunabilen yazılara iri anlamında celi adı verilirdi. Daha çok sülüs ve tâlik yazının celisi kullanılmıştır.

Alışılmış boyutlardan daha küçük harflerle yazılan yazılara hurde, gözle kolay seçilemeyecek boyuttaki yazılara da gubari (toz) denilirdi. Hat sanatında da yazının temel aracı kalemdir. Hat sanatında kalem olarak daha çok kamış kullanılırdı. Kamışın ucu yazılacak yazının kalınlığına göre makta denilen sert maddelerden yapılmış altlığın üstünde eğik olarak tutulur ve kalemtıraş olarak adlandırılan özel bir bıçakla yontulurdu.

Celi yazılar ise ağaçtan yapılmış kalın uçlu kalemlerle yazılırdı. Çok ince yazılar için madeni uçlar da kullanılmıştır. Hat sanatında kullanılan mürekkep de özel olarak hazırlanırdı. Yağlı isin çeşitli katkı maddeleriyle karıştırılmasıyla elde edilen bu mürekkep akıcı biçimde yazı yazmayı sağlar, yanlış yazma durumunda da kolayca silinirdi. Hat sanatında kullanılan kâğıtlar da özeldi. Mürekkebi emip dağıtmaması, kaleme akıcılık sağlaması için kâğıtlar âhar denilen bir maddeyle saydamlaştırılırdı. Hat sanatının ulaştığı ileri nokta için bir söz vardır: Kur’an Hicaz’da inmiş, Kahire’de okunmuş, İstanbul’da yazılmıştır. Bu söz cumhuriyet sanatçılarının hat sanatında miras almış olduğu birikimi özetler.Hat sanatı, dünya üzerinde, Türk-İslam kültürünü en iyi şekilde temsil etmesine, tarihi bir geçmişe dayanmasına karşılık, günümüzde gereken ilgiyi görememektedir.

20.yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile kabul edilen latin harfleri ile birlikte hat sanatı, halktan soyutlanarak sadece sınırlı sayıda sanatçının uğraştığı bir sanat dalı haline gelmiştir.

Hattat : Eğri kesilmiş kalem kullanarak (Türkçe ya da Arapça harfleri kullanarak) yazı yazan, hat sanatı ile uğraşan sanatçı.

Tanınmış Hattatlar: Ani Hatun, Ahmet Karahisari, Şeyh Hamdullah, Yâkût-ı Müstasımî, Hafız Osman, Mehmed Esad Yesari, Hamid Aytaç, Şevki Efendi, İsmail Zühdi, Mustafa Rakım, Yesarizade Mustafa İzzet, Sami Efendi, İsmail Hakkı Altunbezer, Bakkal Arif Efendi, Halim Özyazıcı, Hamid Aytaç, Ali Alparslan, Hüseyin Kutlu, Fuat Başar, Ali Toy, Ali Bedir, Hasan Çelebi

HALICILIK: Halı; atkılarının atılmasından sonra (arka iplikleri) üzerine desene göre istenilen hav yüksekliğinde iplerin geçirilerek düğümlenmesi ile yapılan ev içinde kullanılan genellikle yer örtüsü olarak veya duvarlarda da asılı olarak kullanılır.

Dünyada bilinen ilk halılar Orta Asya`da Türkler tarafından dokunmuştur. Bu halıların günümüze kadar ulaşabilmiş en eski örneğinin M.Ö. 6-5. yüzyıllarda yapılmış olduğu ve halen Leningrad Müzesi`nde saklandığı bilinmektedir.

El Halısı hav iplikleri, çözgü ipliklerinin üzerine elle düğümlenmiş olan halı tipidir. Yan yana düzgün şekilde bir çerçeveye dizilmiş çözgü ipliklerinin her çiftine yün, ipek veya rayon ipliklerle düğüm atılarak ilmek sıraları teşkil edilmesi ve en az bir sıra atkı atılıp ilmek sırasının sıkıştırılması şeklinde üretilir. El halılarının kalitesini belirleyen hav iplikleirinin cinsi, düğüm şekli ve düğüm sıklığıdır.Kilim, ince bir halı tipidir. Diğer halılardan çok daha kısa bir süre içinde ve çok daha ucuz üretilir. Eski Türkçede "seccade" anlamına gelir. Anadolu`da yün kilimler elde dokunur. Dünyanın en eski kiliminin, M.Ö. 5. yüzyıla ait Türk kilimi olduğu saptanmıştır.

Halı Çeşitleri: Acem halısı, Demirci halıları, Gördes halıları, Milas Halıları, Taşpınar Halıları, Yağcıbedir Halıları, Ardahan(Kafkas Halısı).Acem halısı, İran halısına verilen addır. Aslında, çoğunluğu ve en iyileri İran`daki Azeri, Türkmen ve Kaşkay gibi Türk halklarınca dokunan, başka bir deyişle Türk halılarıdır.Demirci Halıları; Manisa`nın Demirci ilçesinde halıcılık yüzyıllardan beri faal bir geçim kaynağıdır. Orta Asya `dan Türkler tarafından Anadolu`ya getirilen halıcılık, Selçuklular tarafından daha da iyileştirilerek Anadolu`nun her tarafına iletilmiş ve bu arada Demirci`ye getirilmiştir.

Gördes halısı, Manisa (il)`inin Gördes ilçesi yöresine özgü özellikler taşıyan halı türüne denir. Figür ve motifleri geçmişin izlerini yaşatmaktadır .Milas halısı, Milas yöresine özgü özellikler taşıyan halı türü.

Taşpınar Dokuma halıları, hammadesi yündür. Taşpınar halılarının atkı, çözgü ve düğüm iplerinin yün olması geleneği günümüze kadar titizlikle korunmuştur.

Yün ipler doğal kök boyalarla, yenilerde de kısmen sentetik boyalarla boyanmaktadır.Yağcıbedir Halıları, Balıkesir`in Sındırgı ve Bigadiç köylerinde yörükler tarafından dokunan ve dokuyan insanların yaşamlarını halılarına aktardığı bir halı türüdür.

















TÜRK MİMARİSİ

Mimarlık veya mimari; mekan tasarlama işidir. İnsanların yaşamasını kolaylaştırmak ve barınma, dinlenme, çalışma, eğlenme gibi eylemlerini sürdürebilmelerini sağlamak üzere gerekli mekânları, işlevsel gereksinmeleri ekonomik ve teknik olanaklarla bağdaştırarak estetik yaratıcılıkla inşa etme sanatı; başka bir tanımlamayla, yapıları ve fiziksel çevreyi uygun ölçülerde tasarlama ve inşa etme sanat ve bilimidir. İnsan barınmak için yaşamak ve doğa şartlarından korunmak için bir mekan ihtiyacı duyar ve bu mekanı kendine özgü kültürel, fonksiyonel, teknik ve farklı zevklerde yaratır.Türklerde iç ve dış mimari süslemenin en renkli kolu çini sanatıdır.

1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet ile birlikte gelişme gösteren milliyetçilik eğilimleri mimarlıkta yeni arayışlara yol açmıştır. Mimar Kemalettin ve Vedat (Tek)Bey’in öncülüğünde gelişen bu akımla birlikte Türk Mimarlığı’nın Milli Mimari Rönesansı diyebileceğimiz yeni klasik dönemi başlar. 1970’ler ve sonrasında klasik Türk Mimarlığı yapıtları diriltilerek bir Türk milli üslubu yaratılmaya çalışılmıştır.

Bu süreç, ulus olma yolunda bilinçlenmenin bir sonucu olarak da nitelendirilebilir.

Milliyetçi unsurlar barındıran bu akımla, eski dinsel yapılardan alınan elemanlar (geniş saçaklar, kubbe, sivri kemer, sütun, çini kaplamalar vs.) sivil mimarlığa uygulanmaya çalışılmıştır. Daha çok kamu yapıtlarında görülen bu akım, konutları pek fazla etkilememiştir.Mimar Kemalettin ve Vedat Bey, ülke mimarlığını yabancı etkilerden arındırmayı amaçlayıp, yalnızca Osmanlı’nın son dönemini değil, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Türk mimarlığını da büyük ölçüde etkilemişlerdir.

Ziya Gökalp ile başlayan Türkçülük hareketi, bu akımın Cumhuriyet’in ilk yıllarında canlı kalmasını sağlamıştır.Türk ve Osmanlı Mimarları : Mimar Sinan, Mimar Davud Ağa, Ahmet Orhan Arda, Aydın Boysan, Aytaç Yörükaslan, Behruz Çinici, Bülent Güngör, Doğan Hasol, Doğan Kuban, Emin Halid Onat, Ercüment Rıza Tarcan, Galata Yolcu Salonu, Garabet Amira Balyan, Gökalp Baykal, Hagop Balyan, Kemal Ahmet Arû, Krikor Balyan, Kutgün Eyüpgiller, Levon Bey Balyan, Mehmed Tahir Ağa, Mehmet Tataroğlu, Mimar Hayreddin, Mimar Kemalettin Bey, Münir Alpaslan, Nejat Yavaşoğulları, Nigoğos Balyan, Oktay Ekinci, Rebii Gorbon, Rüknettin Güney, Sarkis Balyan, Sedad Hakkı Eldem, Selçuk Milar, Senekerim Balyan, Simon Balyan, Vecdi Sayar, Vedat Tek, Ümit Serdaroğlu

Mimar Sinan veya Koca Mimar Sinan Ağa

(Doğumu- 15 Nisan 1489, Kayseri-Ölümü- 9 Nisan 1588, İstanbul) Mimar Sinan, Türk mimarlık sanatının en büyük ustalarından biridir. Yurdumuz onun ölümsüz yapıtları ile doludur. Sinan`ın eserleri bugün bile görenleri hayran bırakmaktadır. Eserlerinde incelik, sağlamlık ve güzellik göze çarpar.

Mimar Sinan’ın Bazı Eserleri: 84 Cami, 52 Mescid, 57 Medrese, 7 Dârülkurrâlar, 20 Türbe, 17 İmarethane, 3 Dârüşşifâlar, 5 Su Yolları Kemeri, 8 Köprü, 20 Kervansaray, 36 Saray, 8 Mahzen, 48 Hamam olmak üzere toplam 365 eseri vardır. Bunlar;

Camiiler:

İstanbul Süleymâniye Câmii,

İstanbul Şehzâdebaşı Câmii,

Haseki Hürrem Câmii,

Mihrimah Sultan Câmii (Edirnekapı’da),

Osman Şah Vâlidesi Câmii (Aksaray’da),

Sultan Bâyezîd Kızı Câmii (Yenibahçe’de),

Ahmed Paşa Câmii (Topkapı’da),

Rüstem Paşa Câmii (Tahtakale’de),

Mehmed Paşa (Sokullu)Câmii (Kadırga Limanında),

İbrâhim Paşa Câmii (Silivrikapı’da),

Bâli Paşa Câmii (Hüsrev Paşa Türbesi yakınında,

Hacı Evhad Câmii (Yedikule yakınında),

Kazasker Abdurrahmân Çelebi Câmii (Molla Gürânî’de),

Mahmûd Ağa Câmii (Ahırkapı yakınında),

Odabaşı Câmii (Yenikapı yakınında),

Hoca Hüsrev Câmii (Kocamustafapaşa’da),

Hamâmî Hâtun Câmii (Sulumanastır’da),

Defterdar Süleymân Çelebi Câmii (Üsküplü Çeşmesi yakınında),

Ferruh Kethüdâ Câmii (Balat Kapısı içinde),

Yunus Bey Câmii (Balat’ta),

Hürrem Çavuş Câmii (Yenibahçe yakınında),

Sinan Ağa Câmii (Kâdı Çeşmesi yakınında),

Ahî Çelebi Câmii (İzmir İskelesi yakınında),

Süleymân Subaşı Câmii (Unkapanı’nda),

Zâl Mahmûd Paşa Câmii (Eyüp’te),

Nişancı Paşa Câmii (Eyüp’te),

Şah SultanCâmii (Eyüp’te),

Emir Buhârî Câmii (Edirnekapı dışında),

Merkez Efendi Câmii (Yenikapı dışında),

Çavuşbaşı Câmii (Sütlüce’de),

Turşucuzâde Hüseyin Çelebi Câmii (Kiremitlik’te),

Kasım Paşa Câmii (Tersâne yakınında),

Sokullu MehmedPaşa Câmii (Azapkapısı’nda),

Kılıç Ali Paşa Câmii (Tophane’de),

Muhiddin Çelebi Câmii (Tophâne’de),

Molla Çelebi Câmii (Tophâne Beşiktaş arasında),

Ebü’l-Fazl Câmii (Tophâne üstünde),

Şehzâde Cihangir Câmii (Tophâne’de),

Sinân Paşa Câmii (Beşiktaş’ta),

Mihrimah Sultan Câmii (Üsküdar’da, iskelede),

Eski Vâlide Câmii (Üsküdar’da),

Şemsi Ahmed Paşa Câmii (Üsküdar’da),

İskender Paşa Câmii (Kanlıca’da),

Çoban Mustafa Paşa Câmii (Geğbüze’de),

Pertev Paşa Câmii (İzmit’te),

Rüstem Paşa Câmii (Sapanca’da),

Rüstem Paşa Câmii (Samanlı’da),

Mustafa Paşa Câmii (Bolu’da),

Ferhad Paşa Câmii (Bolu’da),

Mehmed Bey Câmii (İzmit’te),

Osman Paşa Câmii (Kayseri’de),

Hacı Paşa Câmii (Kayseri’de),

Cenâbî Ahmed Paşa Câmii (Ankara’da),

Lala Mustafa Paşa Câmii (Erzurum’da),

Sultan Alâeddin Selçûkî Câmiinin (Çorum’da) yenilenmesi,

Abdüsselâm Câmiinin (İzmit’te) yenilenmesi, Kiliseden dönme Eski Câminin (İznik’te) Sultan Süleymân tarafından yeniden yaptırılması,

Hüsreviye (Hüsrev Paşa) Câmii (Haleb’de),

Sultan Murâd Câmii (Manisa’da),

Orhan Câmiinin (Kütahya’da)yenilenmesi, Kâbe-i şerîfin kubbelerinin tâmiri,

Hüseyin Paşa Câmii (Kütahya’da),

Rüstem Paşa Câmii (Bolvadin’de),

Sultan Selim Câmii (Karapınar’da),

Sultan Süleymân Câmii (Şam, Gök Meydanda),

Sultan Selim Câmii (Edirne’de),

Taşlık Câmii (Mahmûd Paşa için, Edirne’de),

Defterdar Mustafa Çelebi Câmii (Edirne’de),

Haseki Sultan Câmii (Edirne,Mustafa Paşa Köprüsü başında),

Semiz Ali Paşa Câmii (Babaeski’de),

Sokullu Mehmed Paşa Câmii (Hafsa’da, Trakya),

Sokullu MehmedPaşa Câmii (Burgaz’da),

Semiz Ali Paşa Câmii (Ereğli’de),

Bosnalı MehmedPaşa Câmii (Sofya’da),

Sofu MehmedPaşa Câmii (Hersek’te),

Ferhad Paşa Câmii (Çatalca’da),

Maktul Mustafa Paşa Câmii (Budin’de),

Firdevs Bey Câmii (Isparta’da),

Memi Kethudâ Câmii (Ulaşlı’da),

Tatar Han Câmii (Kırım, Gözleve’de),

Rüstem Paşa Câmii (Rodoscuk’ta),

Vezir Osman Paşa Câmii (Tırhala’da),

Rüstem Kethüdâsı Mehmed Bey Câmii (Tırhala’da),

Mesih Mehmed Paşa Câmii (Yenibahçe’de)

Mescidler:

İbrâhim Paşa Mescidi (Îsâ Kapısında),

Sinân Paşa Mescidi (Yenibahçe’de),

Rüstem Paşa Mescidi (Yenibahçe’de),

Mîmar Sinân Mescidi (Yenibahçe’de),

Hâfız Mustafa Çelebi Mescidi (Yenibahçe’de),

Müftü Çivizâde Efendi Mescidi(Topkapı yakınında),

Emir Ali Çelebi Mescidi (Karagümrük çevresinde),

Üçbaş Mescidi (Karagümrük yakınında),

Defterdar Şerifezâde Efendi Mescidi (Fâtih Çarşamba’da),

Defterdar Mahmûd Çelebi Efendi Mescidi (Defterdar’da),

Simkeşbaşı Mescidi (Lütfi Paşa Çarşısının yakınında),

Hâcegizâde Mescidi (Fâtih Câmii yakınında),

Çavuş Mescidi (Silivrikapı yakınında),

Civizâde Kızı Mescidi (Davutpaşa yakınında),

Takyeci Ahmed Çelebi Mescidi (Silivrikapı civârında),

Hacı Nasuh Mescidi (Sarıgez yakınında)

Kasap Hacı İvan Mescidi (Sarıgüzel’de),

Hacı Hamza Mescidi (Ağa Çayırında),

Tok Hacı Hasan Mescidi (Zeyrek’te),

İbrâhim Paşa Zevcesi Mescidi (Kumkapı yakınında),

Bayram Çelebi Mescidi (Langakapısı yakınında),

Kemhacılar Mescidi (Çakmakçılar’da),

Kuyumcular Mescidi (Çakmakçılar’da),

Kâdızâde Mescidi (Çukurhamam yakınında),

Hersek Bodrumu üzerinde olan mescit (Ayasofya yakınında),

Yayabaşı Mescidi (Fenerkapısı içinde),

Abdî Subaşı Mescidi (Sultan Selim yakınında),

Hüseyin Çelebi Mescidi (Sultan Selim Câmii yakınında),

Hacı İlyas Mescidi (Ali Paşa Hamamı yakınında),

Duhanîzâde Mescidi (Kocamustafapaşa yakınında),

Müftü Hâmit Efendi Mescidi (Azaplar Hamamı yakınında),

Tüfenkhâne Mescidi (Unkapanı’nda),

Saray Ağası Dâvûd Ağa Mescidi (Edirnekapı dışında),

Dökmecibaşı Mescidi (Eyüp’te),

Arpacıbaşı Mescidi (Eyüp’te),

Hekimbaşı Kaysûnîzâde Mescidi (İstanbul’da),

Kaysûnîzâde Mescidi (Sütlüce’de),

Karcı Subaşı Süleymân Mescidi (Eyüp’te),

İki Mescid (İstanbul’da),

Ahmed Çelebi Mescidi (Kiremitlik’te),

Yahya Kethüdâ Mescidi (Kasımpaşa’da),

Şehremini Hasan Çelebi Mescidi (Kasımpaşa’da),

Süheyl Bey Mescidi (Tophâne’de),

İlyaszâde Mescidi (Topkapı’nın dışında)

Sarrafbaşı Mescidi (Topkapı’nın dışında),

Pazarbaşı Nemu Kethüdâ Mescidi (Kasımpaşa’da),

Mehmed Paşa Mescidi (Büyükçekmecede),

Hacı Paşa Mescidi (Üsküdar’da),

Saraçhâne Mescidi (Hasköy’de),

Ruznâmeci Abdi Çelebi Mescidi (Sulumanastır’da),

Kürkçübaşı Mescidi (Kumkapı hâricinde),

Şeyh Ferhad Mescidi (Langakapısı yakınında)

Medreseler:

Sultan Süleymân Medresesi (Mekke’de),

Süleymâniye Medreseleri (İstanbul’da),

Yavuz Sultan Selim Medresesi(Halıcılar Köşkünde),

Sultan Selim Medresesi (Edirne’de),

Sultan Süleymân Medresesi (Çorlu’da),

Şehzâde Sultan Mehmed Medresesi (İstanbul’da),

Haseki Sultan Medresesi (Avratpazarı’nda),

Vâlide Sultan Medresesi (Üsküdar’da),

Kahriye Medresesi (Sultan Selim yakınında),

Mihrimah Sultan Medresesi (Üsküdar’da),

Mihrimah Sultan Medresesi (Edirnekapı’da),

MehmedPaşa Medresesi (Kadırga’da),

MehmedPaşa Medresesi (Eyüp’te),

Osman Şah Vâlidesi Medresesi(Aksaray yakınında),

Rüstem Paşa Medresesi (İstanbul’da),

Ali Paşa Medresesi (İstanbul’da),

AhmedPaşa Medresesi (Topkapı’da),

Sofu MehmedPaşa Medresesi (İstanbul’da),

İbrâhim Paşa Medresesi (İstanbul’da),

Sinân Paşa Medresesi (Beşiktaş’ta),

İskender Paşa Medresesi (Kanlıca’da),

Kasım Paşa Medresesi,

Ali Paşa Medresesi (Babaeski’de),

Mısırlı Mustafa Paşa Medresesi (Geğbüze’de),

Ahmed Paşa Medresesi (İzmit’te),

İbrâhim Paşa Medresesi (Îsâ Kapısında),

Şemsi Ahmed Paşa Medresesi (Üsküdar’da),

Kapı Ağası Mahmûd Ağa Medresesi (Ahırkapı’da),

Kapıağası Câfer Ağa Medresesi (Soğukkuyu’da),

Ahmed Ağa Medresesi (Çapa’da),

Hâmid Efendi Medresesi (Filyokuşu’nda),

Mâlûl Emir Efendi Medresesi (Karagümrük’te),

Ümm-i Veled Medresesi (Karagümrük’te),

Üçbaş Medresesi (Karagümrük’te),

Kazasker Perviz Efendi Medresesi (Fâtih’te),

Hâcegizâde Medresesi (Fâtih’te),

Ağazâde Medresesi (İstanbul’da),

Yahya Efendi Medresesi (Beşiktaş’ta),

Defterdar Abdüsselâm Bey Medresesi (Küçükçekmece’de),

Tûtî Kâdı Medresesi (Fâtih’te),

Hakîm Mehmed Çelebi Medresesi (Küçükkaraman’da),

Hüseyin Çelebi Medresesi (Çarşamba’da),

Şahkulu Medresesi (İstanbul’da),

Emin Sinân Efendi Medresesi (Küçükpazar’da),

Yunus Bey Medresesi (Draman’da),

Karcı Süleyman Bey Medresesi,

Hâcce Hâtun Medresesi (Üsküdür’da),

Defterdar Şerifezâde Medresesi (Kâdıçeşmesi’nde),

Kâdı Hakîm Çelebi Medresesi (Küçükkaraman’da),

Kirmasti Medresesi,

Sekban Ali Bey Medresesi (Karagümrük’te),

Nişancı Mehmed Bey Medresesi (Altımermer’de),

Kethüdâ Hüseyin Çelebi Medresesi (Sultan Selim’de),

Gülfem Hâtun Medresesi (Üsküdar’da),

Hüsrev Kethüdâ Medresesi (Ankara’da),

Mehmed Ağa Medresesi (Çatalçeşme’de).

Dârülkurrâlar :

Sultan Süleyman Han Dârülkurrâası (İstanbul’da),

Vâlide Sultan Dârülkurrâsı (Üsküdar’da),

Hüsrev Kethüdâ Dârülkurrâsı (İstanbul’da),

Mehmed Paşa Dârülkurrâsı (Eyüp’te),

Müftü Sa’di Çelebi Dârülkurrâsı (Küçükkaraman’da),

Sokullu MehmedPaşa Dârülkurrâsı (Eyüp’te),

Kâdızâde Efendi Dârülkurrâsı (Fâtih’te)

Türbeler:

Sultan Süleymân Türbesi (Süleymaniye’de),

Şehzâde Sultan MehmedTürbesi (Şehzâdebaşı’nda),

SultanSelim Türbesi (Ayasofya civârında),

Hüsrev Paşa Türbesi (Yenibahçe’de),

ŞehzâdelerTürbesi (Ayasofya’da),

Vezir-i âzam RüstemPaşa Türbesi (Şehzâde Türbesi yakınında),

Ahmed Paşa Türbesi (Eyüp’te),

MehmedPaşa Türbesi (Topkapı’da),

Çocukları için inşâ ettiği türbe,

Siyavuş Paşa Türbesi (Eyüp’te),

Siyavuş Paşanın çocukları için yapılan türbe (Eyüp’te),

Zâl Mahmûd Paşa Türbesi (Eyüp’te),

Şemsi Ahmed Paşa Türbesi (Üsküdar’da),

Yahya Efendi Türbesi (Beşiktaş’ta),

Arap AhmedPaşa Türbesi (Fındıklı’da),

HayreddinPaşa Türbesi (Beşiktaş’ta),

Kılıç Ali Paşa Türbesi (Tophâne’de),

Pertev Paşa Türbesi (Eyüp’te),

Şâh-ı Hûban Türbesi (Üsküdar’da,

Haseki Hürrem Sultan Türbesi (Süleymaniye’de)

İmârethaneler:

Sultan Süleymân İmâreti (Süleymaniye’de),

Haseki Sultan İmâreti (Mekke’de),

Haseki Sultan İmâreti (Medîne’de),

Mustafa Paşa Köprüsü başında bir imâret (Edirne’de),

SultanSelim İmâreti (Karapınar’da),

Sultan Süleymân İmâreti (Şam’da),

Şehzâde Sultan Mehmed İmâreti (İstanbul’da),

SultanSüleymân İmâreti (Çorlu’da),

Vâlide Sultan İmâreti (Üsküdar’da),

Mihrimah Sultan İmâreti (Üsküdar’da),

Sultan Murâd İmâreti (Manisa’da),

Rüstem Paşa İmâreti (Rodoscuk’ta),

Rüstem Paşa İmâreti (Sapanca’da),

MehmedPaşa İmâreti (Burgaz’da),

MehmedPaşa İmâreti (Hafsa’da),

Mustafa Paşa İmâreti (Geğbüze’de),

MehmedPaşa İmâreti (Bosna’da).

Dârüşşifâlar:

Sultan Süleymân Dârüşşifâsı (Süleymaniye’de),

Haseki Sultan Dârüşşifâsı (Haseki’de),

Vâlide Sultan Dârüşşifâsı (Üsküdar’da).

Su Yolları Kemerleri :

Bend Kemeri (Kağıthâne’de),

Uzun Kemer (Kemerburgaz’da),

Muglava Kemeri (Kemerburgaz’da),

Gözlüce Kemer (Cebeciköy’de),

Müderris köyü yakınındaki kemer (Kemerburgaz’da)

Köprüler :

Büyükçekmece Köprüsü,

Silivri Köprüsü,

Mustafa Paşa Köprüsü (Meriç üzerinde),

Sokullu Mehmed Paşa Köprüsü (Tekirdağ’da),

Odabaşı Köprüsü (Halkalıpınar’da),

Kapıağası Köprüsü (Harâmidere’de),

MehmedPaşa Köprüsü (Sinanlı’da),

Vezir-i âzam Mehmed Paşa (Mostar) Köprüsü (Bosna’da, Vişigrad kasabasında).

Kervansaraylar :

Kervansaray (Sultan Süleymân İmâreti yakınında),

Kervansaray (Büyükçekmece’de),

Rüstem Paşa Kervansarayı (Rodosçuk’ta),

Kebeciler Kervansarayı (Bitpazarı’nda),

Rüstem Paşa Kervansarayı (Galata’da),

Ali Paşa Kervansarayı (Bursa’da),

Ali Paşa Kervansarayı (Bitpazarı’nda),

Pertev Paşa Kervansarayı (Vefâ’da),

Mustafa Paşa Kervansarayı (Ilgın’da),

Rüstem Paşa Kervansarayı (Sapanca’da),

Rüstem Paşa Kervansarayı (Samanlı’da),

Rüstem Paşa Kervansarayı (Karışdıran’da),

RüstemPaşa Kervansarayı (Akbıyık’ta),

Rüstem Paşa Kervansarayı(Karaman Ereğlisi’nde),

Hüsrev Kethüdâ Kervansarayı (İpsala’da) Mehmed Paşa Kervansarayı (Hafsa’da),

Mehmed Paşa Kervansarayı (Burgaz’da),

RüstemPaşa Kervansarayı (Edirne’de),

Ali Paşa Çarşısı ve Kervansarayı (Edirne’de),

İbrâhim Paşa Kervansarayı (İstanbul’da)

Saraylar :

Saray-ı atîk tâmiri (Beyazıt’ta),

Saray-ı cedîd-i hümâyûn tâmiri (Topkapı’da),

Üsküdar Sarayının tâmiri (Üsküdar’da),

Galatasarayın eski yerine yeniden inşâsı (Galatasaray’da),

Atmeydanı Sarayının yeniden inşâsı (Atmeydanı’nda),

İbrâhim Paşa Sarayı (Atmeydanı’nda),

Yenikapı Sarayının yeniden inşâsı (Silivrikapı’da),

Kandilli Sarayının yeniden inşâsı (Kandilli’de),

Fenerbahçe Sarayının yeniden inşâsı (Fenerbahçe’de),

İskender Çelebi Bahçesi Sarayının yeniden inşâsı (İstanbul şehir dışında),

Halkalı Pınar Sarayının yeniden inşâsı (Halkalı’da),

Rüstem Paşa Sarayı (Kadırga’da),

MehmedPaşa Sarayı (Kadırga’da),

Mehmed Paşa Sarayı (Ayasofya yakınında),

MehmedPaşa Sarayı (Üsküdar’da),

Rüstem Paşa Sarayı (Üsküdür’da),

Siyavuş Paşa Sarayı (İstanbul’da),

Siyavuş Paşa Sarayı (Üsküdar’da),

Siyavuş Paşa Sarayı (Üsküdar’da),

Siyavuş Paşa Sarayı (yine Üsküdar’da),

Ali Paşa Sarayı (İstanbul’da),

AhmedPaşa Sarayı (Atmeydanı’nda),

Ferhad Paşa Sarayı (Bâyezîd civârında),

Pertev Paşa Sarayı (Vefâ Meydanında),

SinânPaşa Sarayı (Atmeydanı’nda),

Sofu MehmedPaşa Sarayı (Hocapaşa’da),

Mahmûd Ağa Sarayı (Yenibahçe’de),

Mehmed Paşa Sarayı (Halkalı yakınında Yergöğ’de),

Şâh-ı Hûbân Kadın Sarayı (Kasımpaşa Çeşmesi yakınında),

Pertev Paşa Sarayı (şehrin dışında),

AhmedPaşa Sarayı (şehrin dışında),

AhmedPaşa Sarayı (Taşra Çiftlik’te),

AhmedPaşa Sarayı (Eyüp’te),

Ali Paşa Sarayı (Eyüp’te),

MehmedPaşa Sarayı (şehrin dışında,

Rüstem Çelebi Çiftliğinde),

Mehmed Paşa Sarayı (Bosna’da),

Rüstem Paşa Sarayı (İskender Çelebi Çiftliğinde)

Mahzenler :

Buğday mahzeni (Galata Köşesinde),

Zift Mahzeni (Tersâne-i Âmirede),

Anbar (sarayda), Anbar (Has Bahçe Yalısında),

Mutbak ve kiler (sarayda),

Mahzen (Unkapanı’nda),

İki adet anbar (Cebehâne yakınında),

Kurşunlu Mahzen (Tophâne’de)

Hamamlar:

Sultan Süleymân Hamamı (İstanbul’da),

Sultan Süleymân Hamamı (Kefe’de),

Üç Kapılı Hamam (Topkapısarayında),

Üç Kapılı Hamam (Üsküdar Sarayında),

Haseki SultanHamamı (Ayasofya yakınında),

Haseki Sultan Hamamı (Bahçekapı’da),

Haseki Sultan Hamamı (Yahudiler içinde),

Vâlide SultanHamamı (Üsküdar’da),

Vâlide SultanHamamı (Karapınar’da),

Vâlide SultanHamamı (Cibâli Kapısında),

Mihrimah SultanHamamı (Edirnekapı’da),

Lütfi Paşa Hamamı (Yenibahçe’de),

MehmedPaşa Hamamı (Galata’da),

MehmedPaşa Hamamı (Edine’de),

Kocamustafa paşa Hamamı (Yenibahçe’de),

İbrâhim Paşa Hamamı (Silivrikapı’da),

Kapıağası Yâkub Ağa Hamamı (Sulumanastır’da),

Sinân Paşa Hamamı (Beşiktaş’ta),

Molla Çelebi Hamamı (Fındıklı’da),

Kaptan Ali Paşa Hamamı (Tophâne’de),

Kaptan Ali Paşa Hamamı (Fenerkapı’da),

Müfti Ebüssü’ûd Efendi Hamamı (Mâcuncu Çarşısında),

Mîrmirân Kasımpaşa Hamamı (Hafsa’da),

Merkez Efendi Hamamı (Yenikapı dışında),

Nişancı Paşa Hamamı (Eyüp’te),

Hüsrev Kethüdâ Hamamı (Ortaköy’de),

Hüsrev Kethüdâ Hamamı (İzmit’te),

Hamam (Çatalca’da),

Rüstem Paşa Hamamı (Sapanca’da),

Hüseyin Bey Hamamı (Kayseri’de),

Sarı Kürz Hamamı (İstanbul’da),

Hayreddin Paşa Hamamı (Zeyrek’te),

Hayreddin Paşa Hamamı (Karagümrük’te),

Yâkub Ağa Hamamı (Tophâne’de),

Haydar Paşa Hamamı (Zeyrek’te),

İskender Paşa Hamamı,

Odabaşı Behruzağa Hamamı (Şehremini’de),

Kethüdâ Kadın Hamamı (Akbaba’da),

Beykoz Hamamı,

Emir Buhârî Hamamı (Edirnekapı dışında),

Hamam (Eyüp’te), Dere Hamamı (Eyüp’te),

Sâlih Paşazâde Hamamı (Yeniköy’de),

Sultan Süleymân Hamamı (Mekke’de),

HayreddinPaşa Hamamı (Tophâne’de),

Hayreddin Paşa Hamamı (Kemeraltı’nda),

Rüstem Paşa Hamamı (Cibâli’de),

Vâlide SultanHamamı (Üsküdar’da)

Emin Halid Onat’a ait bazı eserler:

Orhan Arda’yla birlikte tasarlayıp uyguladığı Anıtkabir (1942-1953)

Sedad Hakkı Eldem ile birlikte tasarladığı İstanbul Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesi (1944), Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi (1947)

İstanbul Adalet Sarayı (1949)

Bursa Vali Konağı (1945-1946)

Leman Tomsu ile birlikte tasarladığı Uludağ Sanatoryumu (1946)

Prof. Paul Bonatz ile birlikte İTÜ Merkez Binası Tadil ve Restorasyonu, Taşkışla, (1950)

Cenap And Evi, Kavaklıdere, Ankara, (1952)

Cumhurbaşkanlığı Sekreterliği, Ankara, (1953)

Emniyet Genel Müdürlüğü, Ankara, (1956)

Moda Deniz Klübü Tesisleri, İstanbul, (1957)

Devres İş Hanı, Gümüşsuyu, İstanbul, (1961)

Mimar Kemalettin Bey-Türk Mimarı (1870 Üsküdar-1927 Ankara)

Eserleri- Bostancı Camii, Bebek Camii, Yeşilköy Camii, Kutlutepe Camii ve vakıf hanları.

Bugünkü Irak Cumhuriyeti sınırları içerisinde bulunan Türk (Atabeylikler, Selçuklular ve Osmanlılar dönemi) mimari eserlerini kapsar.

Bölgede 836 tarihinde Samarra`da başlayan ilk Türk yapılaşması aralıksız 1000 yıldan fazla sürmüştür.





Irak’ta Bulunan Türk Mimari Eserleri :

1. İmam-ı Azam Ebû Hanife Külliyesi (Bağdad/ Azamiye)

2. Ma’ruf El Kerhi Külliyesi (Bağdad/Eski Halife Mezarlığı/Tren İstasyon yanı)

3. Abdülkadir Geylânî Külliyesi (Bağdad/Bâb-üş-Şeyh Mahallesi)

4. Musa Kâzım Külliyesi (Bağdad/Kâzımiye)

5. Şeyh Ömer Sühreverdî Külliyesi (Bağdad/Bâb-ül Vüstani yanı)

6. Zümrüt Hatun Camii (Bağdad/Mustansıriye Medresesi yanı/Kapalı Çarşı içi)

7. Kumrulu Mescid (Mescid-i Kumriyye) (Bağdat/Kerh Mahallesi/Dicle Kıyısı)

8. Akûli Camii (Bağdad/ Şorca/Akûliye Mahallesi)

9. Sultan Ali Camii (Bağdad /Sâhat-ül Hallani/ Reşid Cad. üzeri)

10. Murad Paşa (Muradiye) Camii (Bağdad/ Meydan Mah./Savunma Bakanlığı karşısı)

11. Saray Camii (Bağdad/Rusafe/Emniyet Genel Müdürlüğü yanı)

12. Ahmediye (Meydan) Camii (Bağdad/ Meydan)

13. Haydarhane Camii (Bağdad/Reşid Caddesi)

14. Asafiye Camii (Bağdad/ Şüheda Köprüsü, Mustansıriye Medresesi yanı)

15. İmam Ebu Yusuf Camii (Bağdad/ Kâzımiye/ Musa Kâzım Külliyesi bitişiği)

16.Mustansıriye Medresesi (Bağdad/Şüheda Köprüsü, Asafiye Camii Yanı)

17. Mercan Medresesi (Bağdad/Reşid Caddesi/ Rafideyn Bank karşısı)

18. Halife Camii (Suk-ul Gazel) Minaresi (Bağdad/ Cumhuriyet Caddesi)

19. Zümrüt Hatun Türbesi (Bağdad/Eski Halife Mezarlığı/Tren İstasyonu Yanı)

20. Bab-ül Vistani (Bağdad/Şeyh Ömer Sühreverdi Külliyesi Yanı)

21. Cevzak-ül Hakanî (Bağdad/Samerra)

22. Bağdad Sarayı ve Kışlası (Bağdad/Saray Mahallesi)

23. Kasr-ül Abbasi (Şarabiye Medresesi) (Bağdad/ Savunma Bakanlığı İçi/Dicle Kıyısı)

24. Mercan (Örtme) Han (Bağdad/Bezzazlar Çarşısı İçi/Eski Üçler Pazarı)

25. Cığalazade Hanı (Bağdad/ Şorca/ Mercan Han Karşısı)

26. Halife Camii (Bağdad/Cumhuriyet Cad./Eski İplikçiler Pazarı)

27. Vezir Küçük Hasan Paşa Camii (Bağdad/Şüheda Köprüsü Yanı/Saray Çarşısı İçi)

28. Haseki Camii (Bağdad/Reşid Cad. ile Nehr Cad. Arası)

29. Ali Efendi Camii (Bağdad/Bab-ül Muazzam/ Cumhuriyet Cad.)

30. Büyük Adile Hatun Camii (Bağdad/ Mustansır Caddesi)

31. Numan Paşa (Mahalle) Camii (Bağdad/Emniyet Genel Müdürlüğü Karşısı)

32. Süleyman Paşa Mescidi (Bağdad/Emniyet Genel Müdürlüğü Yanı)


Purchase this book or download sample versions for your ebook reader.
(Pages 1-57 show above.)